Atatürk Orman Çiftliği beklerken terk edilmiş luna park bulmak

Merhabalar,

Geçenlerde 10 Kasım’da gidemediğim Anıtkabir gezisini biraz gecikmeli olarak hafta sonu yapmaya karar verdim. Kalabalık olması, pandemi için olumsuz olsa da insanların vakit geçirmek için Anıtkabir’i seçmeleri beni çok mutlu etmişti.

Anıtkabir’in girişinde iskele kurulmuştu, tadilattaydı. Atatürk’ün arabaları ve Aslanlı Yol gezilebiliyordu. Aslanlı Yol’da yürümeyi de ben sevemiyorum, taşların arasında çok mesafe olduğu için yürümesi zor geliyor. Böyle olmasının özel bir sebebi var; Aslanlı Yol’dan geçerken saygı belirtisi olarak kafamızı eğmemiz planlanarak böyle yapılmış. İnsanların zaten severek ve isteyerek geldiği Anıtkabir’e böyle bir zorlama yakışmıyor bence.

Aslanlı Yol’dan ilk kez geçtiğimde 12 yaşındaydım. Hiç aklımdan çıkmayan bir oku gezisiydi. Kuşetli vagonlarda Ankara’ya trenle gelmiştik. İki yakın arkadaşım vardı o zamanalar ve birlikte trende bir gece geçirmek çok heyecanlı gelmişti. Gezi güzeldi ama bu sefer sonu baya hüzünlü bitiyor. 12 yaşında ilk Ankara gezimde yağmur yağdığı için Atatürk Orman Çiftliği’ne gidememiştik, Etnoğrafya Müzesi’de kapalıydı.

İstanbul’da, Atatürk Arboretum’unu gezmeyi çok seviyorum. Eminim bundan da keyif alırdım fakat seneler sonra tekrar geldiğimde Atatürk Orman Çiftliği yerine terkedilmiş luna park buldum. İçimde kalan hevesi, kırgınlığımı tarif etmem çok zor.

Mogan Gölü’ne yol yapım çalışmalarından dolayı gidemedim. Konum, garip bir şekilde evlerin içinden yürüyerek gölün ortasına götürmeye çalışıyordu. Biz de meşhur AVM’lere yöneldik. Luna park çalışsa da gitmeyi tercih etmeyecektik fakat Atatürk Orman Çiftliği çok güzel olurdu, olamadı. AVM’ler yapıldı, ağaçlar kesildi, al-ver ekonomiye can ver denildi, tohumların genetiğiyle oynandı, organik ürünler pazarlanmaya çalışıldı. Sürekli birileri bir şeyler satmaya çalıştı. Hiç ihtiyacımız olup olmadığını sorgulamadık.

Ben grafik tasarımcı olarak çalıştığım için tüketim konusu üniversiteden beri kafamı kurcalamış bir konuydu. Yaptığım işin, insanları tüketime yönlendirmek olduğunu düşünüyordum ve bu konuda kendimi kötü hissediyordum. Bir dönem tüketimimi min. düzeye indirmek için alışveriş yapmayı sürekli erteledim. Alışveriş ve tüketim konusunda çok mücadelem oldu. Abartmıyorum 1 – 1,5 sene doğru düzgün alışveriş yapmadım. İnanılmaz bir deneyimdi. Aynadaki görüntümüzün mental olarak bizi çok etkilediğine inanıyorum. Bir dönem hiç makyaj yapmadım ve psikolojik olarak çok büyük baskı altında hissediyordum. Özgüvenimin sebebi giydiğim kıyafetler ya da kapattığım göz altı morluklarım, sivilcelerim olmamalıydı. Bir yandan da kendimi güzel görmek istiyordum. Başlarda çok direndim ama bir süre sonra bunun beni git gide daha fazla mutsuz ettiğini farkettim. Çünkü bakımsız hissediyordum. Bakımlı olmak makyaj yapmak anlamına gelmese de daha canlı bir görünüm istiyordum. Şu an makyaj da yapıyorum, spor da, çeşitli bakımlarda. Ama alışverişte 2. ürünü alırken mutlaka gerçekten bir ihtiyaç mı yoksa sadece bana vaad edilenleri mi satın almak istiyorum bunu sorguluyorum.

Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından çok sevdiğim bir bölüm ile kapanışa geçiyorum. Der ki: Eğer bir kadın dış görünüşüyle çok ilgilenirse iç dünyasıyla olan bağını koparır. İç dünyamızı tanımamız: Gerçekte ne istediğimizi anlamamız, hayır demeyi öğrenmemiz ve bence en kötüsü ruhumuzu aç bırakıp, aslında yapmak istemediğimiz şeylere saldırarak evet demememiz noktasında büyük önem taşıyor.

Biz Atatürk Orman Çiftliği için bile bu kadar hesap soramadık Melih Başkan’a.

Sevgiler,
Ilım