Oldeuboi (Oldboy) Film Yorumu

Merhaba,

Yazıyı yazarken filmin soundtracklerini tekrar dinliyorum. Sizinle de ağzım 1 karış açık izlediğim bir sahneden, beğendiğim şarkıyı paylaşıyorum.

Bugün yazması hem kült olduğu için zor, hem de kimilerinin rahatsız edici, kimilerinin çok sürükleyici bulduğu ilginç bir film hakkında yazacağım. Benim zevklerim Imdb’ye kıyasla, genelde Rotten Tomatoes ile daha çok uyuşuyor.  Imdb’de 8+ almamış filmler Rotten Tomatoes’da daha yüksek puan almış olabiliyor ya da tam tersi.

Filmimiz gerilim filmi. Filmin izbe mekanlarda geçmesi, gerilim filmi izleyeceğimizi en başında belli ediyor zaten. Gerilim yaratan diğer bir konu ise; aksiyon sahneleri çok hızlı. Rahatsız edici, kan ya da şiddet sahneleri görmedi. Fakat sakin sahnelerin süresi uzun olduğu için, fırtına öncesi sessizlik gibi gergin bir bekleyiş yaratıyor. Karakterimiz Dae-su Oh’nun (Ana karakterin ismi Oedipus Kompleksi’ni çağrıştırması için özellikle seçilmiştir. Oldboy’u trajik yapan durum da Oedipus kompleksinin de içerdiği kaderinden kaçamama durumudur.*1) intikam ateşiyle yandığını, bir canavar olarak hapisten çıktığını söylediği ve canlı ahtapot yediği sahneleri izlerken “sıradaki ne olacak” merakıyla heyecanlı bir gerilim yaşadım.

“Ve tamamen ürkütücü, hasta, nihilist ve negatif hikâye yaratmak daha bile etkileyici .” Oldboy’dan bahsederken yönetmenin kullandığı sözler. Nihilist ve negatif oluşu canımı sıkıyor. Hâlâ aklıma geldikçe yağmur bulutları geziyor başımın üstünde. Filmi izlemeseniz bile şarkıyı dinleyince kasvetli hava sizi de vuracaktır.

Nihilizmi duyduğumda çocuk gibi ayaklarımı yere vura-vura ağlayabilirim, o derece hoşlanmıyorum. Umudum azaldığında, her şey anlamsız geldiğinde depresyon belirtileri gösterdiğimi  düşünürdüm ve hemen yalnız oturduğum odamdan çıkıp, sosyalleşmeye çalışırdım. Bu yalnız kalmama isteği olarak algılanmasın, boşluk hissini başka insanlarla paylaşımda bulunarak, insanlara karşı sevgi hissederek kapatmaya çalışmaktı yaptığım. Bence hala doğru bir yöntem. Benim için ergenlik sancılarını atlatmanın tek yoluydu.

Bu arada filmle ilgili yazmaya başlamadan önce başkalarının yazılarını okuyordum ve şöyle bir yazıya denk geldim; “Aynı arayış, Old Boy ‘da ise bir nevi psikanaliz gibidir, içeriye, daha içeriye, üzerine inşa edilen ne varsa hepsini kaldırıp en derindeki gerçek, öz ne ise onu bulmak. Burada bu gerçek, aşktır, hem de Oh Dae-Su ‘ya değil yukarılardan tüm bunları yöneten, onu mahveden Woo-jin ‘e ait, saf bir aşk.

“Aşkın kimi nasıl bulacağı belli olmaz” deyişi, insana hayatın tatlı, çarpıcı sürprizlerle dolu olduğunu çağrıştırır. Gün gelip içimizde kelebekler uçuştuğunda bu sözü hatırlarız, yüzümüze bir gülümseme yayılacaktır, değil mi? Hiç beklemediğimiz bir yerde, bir zamanda. Belki de aynı evde, birlikte büyüdüğümüz öz kardeşimiz, kim bilir. Aşk bu, nerede nasıl vuracağı belli olmaz.

Bunu o kadar insan içinde kimse anlayamaz. İki genç aşığın gittiği bir okulda yüzlerce öğrenci vardır. Bir kez duyulursa, o hissedilen kuvvet dolu, tutkulu, saf şey o iki insanın hiç görmediği yüzlerce ağza malzeme olur, omurgalara yerleşik dizginsiz egoların soytarısına döner. Ezer sahibini, büzüştürür, haysiyet, umut, hayal bırakmaz, yıkıp geçer. Ne hissetmek ayıptır ne de seçilerek yaşanmıştır bu aşk, ama hayata mal olabilir.” Kısaca özetlersem kız kardeşiyle aşk yaşayan bir genç var. Ana karakterimiz, kazara ikisini öpüşürken görüyor ve kim olduklarını da bilmediği için durumu ağzından kaçırıyor. Sonra 15 yıllık hapis süreciyle olaylar başlıyor. Bu yazı, birbirine aşık olan karakterler için yazılmış bir yazı. Filmden bu kadar iğrenmedim ama yazının ensesti normalleştiriyor olması midemi bulandırdı.

50+ öğütçü bir teyze gibi konuşmak istemiyorum. Zaten bahsedeceğim şey ahlak değerlerimiz üzerinden değil. Kendimize söz geçirebilmemiz gerektiğini savunuyorum. Bir takım garip tesadüfler üzerine, üniversitenin son sınıfındayken neredeyse hiç tanımadığım birisi “Ne kadar acıtsa da, aklın kalbine söz geçirmeyi bilecek. Duygularının esiri olma, kendini yönetmeyi bil.” demişti ve ben yumuşak karnımı herkese gösterdiğimi, duygusal olarak zayıf olduğumu bu olay sayesinde anlamıştım. Sonra bu durumdan ders çıkarmak için çok çabaladım.

Bu kararımın doğruluğunu, Tanrılar Okulu kitabının (Anlatımından hiç keyif almasam da) altını çizdiğim bir kaç satırdan birinde teyit ettim. Kitapta Dreamer mentor bir karakter ve anlatıcı karakter Dreamer’ı, kendinin farkında olmadan attığı bir adım bile olmadığı için övüyordu. Sürekli kontrollü olmaktan bahsetmiyorum. Kastettiğim aslında kontrolümü bıraksam da bundan dolayı oluşabilecek sorunları aklımdan geçirip, sorumluluğunu üstlenerek, irademle bırakmak.

İç dünyamızı ve dış dünyamızı dengede tutmak her ne kadar zor olsa da, basit anlık zevkler yerine kendimizi kontrol ederek, sabırla çalışarak elde ettiğimiz mutlulukların daha tatmin edici olduğuna inanıyorum.

Bu yazıyı da konumuzla bağlantılı, severek dinlediğim bir podcast ile bitiriyorum.

Sevgiler,
Ilım :)

ÜlkeGüney Kore
YönetmenPark Chan-Wook
TürGerilim, Dram
Rotten Tomatoes82%
IMDB8,4
Süre120 Dakika

Kaynakça:
https://www.filmloverss.com/oldboy-hakkinda-mutlaka-bilinmesi-gereken-15-detay/