The Angel’s Share Film Yorumu

Selam:) Az sonra son zamanlarda izlediğim en iyi filmi anlatacağım. Filmde beni etkilemiş olan çok fazla konu ve sahne var ama öncelikle soundtrackleri ararken karşılaştığım çok hoş bir Spotify listesi ekliyorum…

Direk konuya gireceğim bu güzel filmle ilgili. En çok etkilendiğim kısım içinde naif ve etkili bir eleştiri olmasıydı. Normal şartlarda üretilmiş bir viski fıçısısın, çok uzun yıllar sonra bulunmasıyla akış değişiyor. Fıçı açık arttırmaya çıkarılıyor ve 1 milyon sterline satılıyor. Üretim aşamasında normal bir viskiden farkı yokken, işçiler aynı şartlarda çalışmaya devam etmişken fabrika bundan çok büyük bir kar elde ediyor ve 1 milyon sterlin ödeyen kişinin bir gece önce viski fıçısının hortumlanarak 4 şişe viskinin çalındığından, hayalinde aldığını sandığı viskiyi alamadığından haberinin olmaması kapitalizmin altının aslında ne kadar boş olduğunu yüzümüze vuruyor. (İzlerken oh be! dediğim sahnedir.) Filmi anlatmaya sondan başlamış gibi oldum ama hırsızlardan bahsedeyim. Kamu görevi almış suçlular başlarındaki görevli kişinin sayesinde birbirleriyle tanışma fırsatı buluyorlar. Suçlular topluma kabul edilmiyor, iş bulamıyorlar. Tanıştıkları görevli ilk sahnelerden karakterini belli ediyor, onlara çok büyük bir güvenle, insanca yaklaşıyor. Önce günleri karıştırıp göreve iki gün geç kalan birini kabul ediyor, sonra minibüs hareket etmek üzereyken yetişen kişiyi. Bu sahne bana filmle ilgili çok fikir vermişti. Zaten klasik bir film izlerken sonunu tahmin edebiliyorsunuz fakat çok güzel aktarıldığı için bir sonraki sahnede bu ana fikri nasıl aktaracak diye merakla bekledim. Görevli karakterle ilgili değinmek istediğim bir konu var. Bahsettiğim sahnedeki tutumu iç çekmeme bile sebep oldu. Çevremizde o kadar çok kendinden mutsuz ve tatminsiz insan var ki… Egolarını hata yapmış insanlar üzerinden tatmin etmeye bayılıyorlar. Ben, bu insanların kesinlikle kendilerinden memnun olmadıklarını, gelecekle ilgili planları olmadığını, varsa bile gerçekleştirecek imkanları yaratamadıklarını(yaratamamaları gayet normal olabilir, kendi ellerinde olan bir durum değilse bunu kabullenemiyor olmaları bence önemli bir sorun.) düşünüyorum. Çevrelerini azarlayarak tatmin oluyorlar. Devamlı huzursuzlar ve gerginler, gerginliklerini bize de bulaştırmaya çalışıyorlar ve bazen de bulaştırıyorlar. Beni belki de en çok yoran konu bu. “Bu insana şimdi ne desem beni anlar?” sorusunu içimden geçirdiğimde kendimi mental olarak çok bitkin hissettiğimi fark ediyorum.

Dikkatimi çeken diğer bir sahne de; suçlu kişi, birini öldüresiye darp etmiş. Adamın başına 12 dikiş atılmış, gözünü kaybetmiş ve kaburga kemikleri kırılmış. Düzelmeyi istese de toplum tarafından kabul edilmeyip, iş bulamadığı için mağdur olarak gördüğümüz karakter; yüzleşme sahnesindeki flashbacklerde gerçek bir magandaya dönüştü. Filmin başında “Ne kadar sevimli görünüyor neden bu karakteri seçmişler?” dediğim oyuncuya o sahnede “Voaav!” dedim ve sorumun cevabını çok net aldım.

Sonuç kısmına gelirsem; içimi sıcacık yapan bir film oldu. Umut doluydu, ben de geleceğe dair daha bir umutlandım. Ken Loach filmini ilk kez izledim ve diğer filmlerini de kesinlikle izleyeceğim. Filmi öneren Tarkovsky’nin Tilkisi’ne ayrıca çoook teşekkür ediyorum:) Son olarak 1 numaram: Lock, Stock and Two Smoking Barrels ve 2.liği de The Angel’s Share alıyor.

Sevgiler,
Ilım

Ülkeİngiltere, Fransa, Belçika, İtalya
YönetmenKen Loach
TürKomedi, Suç, Dram
Rotten Tomatoes89%
IMDB7,0
Süre106 dakika

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir